© 2023 by  Pokut Yaylaevi. Proudly created with Wix.com

Bizi arayın:

​90-0530-228-6620; 90-537-387-7496

Çamlıhemşin koruma statüsü üzerine deneme

June 11, 2014

Çamlıhemşin, tamamı doğal sit alanı sınırları içinde bulunan, kısıtlı gelişme alanlarının bulunduğu, 2400 nüfuslu, ekonomik ve sosyal gelişmişlik açısından sahip olduğu potansiyeli kullanamayan bir ilçe görünümündedir. İlçe’nin bilinen en önemli özelliği, bilinen adıyla Ayder yaylasını, asıl adı ile Ayder turizm merkezini sınırları içinde barındırmasıdır. Kaçkar Dağları Milli Parkı’nın da büyük bir kısmı, doğal sit alanı olarak ilan edilen Fırtına Vadisi de yine Çamlıhemşin sınırları içerisinde bulunmaktadır. İlçede korumaya değer daha birçok tarihi ve kültürel değerler var. Bu yazıda doğal alanlar üzerinde daha çok bu örnekler üzerinde yoğunlaşacaktır. Çamlıhemşin Belediyesinin mücavir alanı da olan Ayder yaylasında yerel hizmetler belediye tarafından yapılmaktadır ve belediyenin bölge içerisindeki potansiyel değerleri ile ilgili tek gelir kaynağı Ayder’e çıkışta bulunan Kaçkar Dağları Milli Parkı giriş kapısıdır.

Bu haliyle Çamlıhemşinde, biçok kurumla karşı karşıya kalınır. Bunlar; Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı (turizm merkezi), Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu (doğal sit), Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü (imar kanunu), Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (fırtına vadisi), Tarım ve Orman Bakanlığı (mera ve yaylaklar), Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü,  vs. ve tabii ki yerelde kaymakamlık ve belediye. Dolayısı ile İlçede yaşanan temel sorunların kaynağının yetki karmaşasından ya da yetki boşluğundan dolayı olduğu ortaya çıkmaktadır. Sanılanın aksine insanlar değildir. Yöre insanı hiç değildir.

Çamlıhemşin’li ormanını, doğasını, kültürel değerlerini bu zamana kadar korumuştur. Eskilerden bahsedersek, dedelerimiz, ihtiyacından fazla ağaç kesimine karşı çıkmış, elinden geldiği kadarıyla ağaç dikmeye özen göstermiştir. Hatta bunu yaparken yörede yaşayan hayvanları da düşünerek yapmıştır. Ulaşmakta güçlük çektiği yerlere bile gerektiğinde meyve ağaçları dikmiştir. Çünkü, yöreyi sevmesinden öte yöreye ihtiyacı olduğunu, koruması gerektiğinin bilincindeydi.

Yapılan binalar yöreyle uyum içinde, özenle ve ciddi maddi yatırımlarla yapılmıştır. Tabii ki yöreyi de seviyordu, yoksa niye ta Rusya’da pastacılık yaparak kazandığını gelip Çamlıhemşin’e yatırsın ki. Ya da Çamlıhemşin’de geçireceği 1 ayın hayali ile Ankara’da İstanbul’da 11 ay geçirsin ki.

Biz, “Kalkınmak için gerekli olan eğitim işine hizmet etmek, bu maksadın gerçekleşmesi için milletin mizacını yüce fikirlerle donatmak, ahlak seviyelerini yükseltmek, eğitimin nurlarıyla Hemşinin her köşesini aydınlatmak” amacıyla 1910 yılında Çamlıhemşin Şenyuva köyünde o zamanki imkânlarla dernek kurabilecek kadar aydın, ilerici, kültürlü ve sosyal insanların torunlarıyız.

Belki eskilerin sahip olduğu kadar bir koruma bilincine sahip değiliz ama bu da çağın ve teknolojinin getirdiği bir gereklilik galiba. Çağın ve teknolojinin getirdikleri ile koruma şekilleri de değişmiştir. Artık kişisel çabaların dışında vakıflaşarak, örgütlü bir şekilde, üzerimize düşen görevleri yerine getiriyoruz. Bu amaçla, 1995 yılında ÇAHEV (Çamlıhemşin Hemşin Vakfı) kurulmuştur.

Kuruluş amacının gerektirdiği sebeplerle, yörede yapılan ya da yapılması planlanan birçok projeye hep eleştirisel açılardan bakmaktadır. Yörenin gelişimine de katkı sağlamak misyonu ile birlikte bu eleştirisel bakış açısını dengeli bir şekilde yürütmeye çalışmaktadır. Yani koruma- kullanma dengesini bir arada yürütmek ana amaçtır. Vakfın merkezi Ankara’dır. Vakıf bünyesinde teknik anlamda yetişmiş farklı konularda uzmanlaşmış kişiler bulunmaktadır. Kadınlar ve gençlik kolları ile yürüttüğü proje ve etkinlikleri vakfın kuruluş amaçları ile de örtüşmektedir.

Çamlıhemşin Hemşin Vakfı Hidroelektrik Santralinin yapılmasına karşı verdiği hukuki mücadele ile bilinir. Medyaya yansımamış, bence çok önemli çalışmaları da var. Pokut ve Sal yaylalarına hizmet götürme birliğinin kurulmasında Çamlıhemşin Hemşin Vakfının payı büyüktür. Türkiye’de bir ilk olan birlik, tamamıyla köy temsilcilerinden oluşmaktadır. Doğaya yönelik yapılan çalışmalardan bir diğeri yani, yörede yaylalarda yapılan yapılaşmaların yöreye uygun olup olmadığını kontrol etmek, gerektiğinde yetkili kurumlara başvurularda bulunmak bence en önemlisi.

Koruma literatüründe yer almayan, yer almasına da imkân olmayan ancak herkesçe bilinen ve her ortamda dile getirilen “şikâyet olmadıkça sorun çıkmaz” mantığına karşı kendi üyesini, hemşerisini karşısına alacak derecede, ciddi bir mücadele vermektedir. Yani yatırımcılar için baskı unsuru olmaktadır.

Yörede tek tek herkesin yöreyi korumak adına ciddi faaliyetleri var. Yani bölgede zaten koruma bilinci oluşmuş. Bu bilinci oluşturmak için bir çaba sarf etmeye gerek yok aslında.

Koruma bilinci önce, toplumun en küçük yapı taşından yani aileden geçiyor. Büyüklerimiz, evin direği, evin babası yöreyi korumak adına yapılabilecek en önemli adımın toprağa, yerine yurduna sahip çıkmak gerektiğini düşünerek hareket etti. Yani en temel gereksinimi olan barınma ihtiyacını gidermek için girişimlerde bulundu. Ömer bey Pokut yaylaevini inşa ederken bu bilinçle hareket etti önce. Bunu yaparken de en güzelini en yöreye uygun yöntemleri tercih etmek adına hiçbir maddi külfetten sakınmadı, kolaya kaçmadı. İlk olmanın getirdiği zorluklara, örnek olmak zorunda olduğu bilinciyle göğüs gerdi ve örnek de oldu. Evin hanımı yani Filiz Hanım, öncelikle Ömer beyin yapmış olduğu mücadeleye destek verdi. Evi şenlendirdi, evi güzelleştirdi ve korudu, en önemlisi eve hayat verdi. Gerektiğinde bahçede otla böcekle mücadele verdi. Sadece bununla da kalmadı, yaşam tarzını, mücadelesini, sevgisini başkalarına da yaşatmak için çalıştı. Evini misafirlere açtı.

Elbette her şey dört dörtlük olmuyor. İnşaat faaliyetlerinde bazen istenilenin dışında bazı sonuçlar oluşabiliyor. Yayladaki evin yapılması, diğer ev sahiplerini de harekete geçirdi. Artık insanlar evlerini onarmaya, yeni evler yapmaya başladı. Yöre mimarisine mümkün olduğunca uyulmaya çalışılan evlerde yanlış yapılan işler de oldu. Yeni ocaklıklar açıldı. Eski evlerin onarılmasında prosedürlere uyulmadı. Aslında uyulmasına da imkan yoktu. Çünkü yaylalar hazine arazisi, yaylalardaki evlerdeki hak 100 yıllık kullanım hakkı ile sahip olunan haktır. Resmi kurumlar da bu durumda çok fazla yapacak bir şey bulamamaktadır.

Doğal sit alanı, milli park alanı gibi kavramlar yöre için artı bir değerken, insanların bu kavramlardan korkmamasını beklemek bu durumda bir hayalden öteye geçemiyor. Ya da bu kavramlara sahip çıkmasını beklemek.

Eğer bölgede bir yayla turizminden bahsedilecekse ya da Çamlıhemşin, Kaçkar Dağları Milli Parkı Rize’nin kaynak değeri olarak lanse edilecekse, yaylaların el değmemişliğinden güzelliğinden bahsedilecekse, evet çok daha kalıcı çözümler üretilmesi gerekmektedir. Ve elbette gelen ziyaretçilerin de daha fazla özen göstermesi gerekecektir. 

Tags:

Please reload

Öne çıkanlar

Mısır Ekmeği

11.06.2014

1/3
Please reload

Yeni yazılar

13.06.2014

11.06.2014

01.05.2013

Please reload

Archive
Please reload

Search By Tags
Please reload